AnCeLiMe_LeONaR...'s profileRaMBo_8 (ANcELiME LEoNA...PhotosBlogListsMore Tools Help

RaMBo_8 (ANcELiME LEoNARDO)

BeYLERiNBEYi'NE hos geldiniz
bu videoları dinlerseniz sevinirim

AnCeLiMe_LeONaRDo

Sandbox

Loading...
hit counters
Loading...

komik videolar

Loading...

yabancı mp3ler

 

 sitene ekle

Video

 

Video

No content has been added yet.

Custom HTML

http://www.youtube.com/watch?v=WFTRocjsfek
Photo 1 of 29

Konuşulan konu işde ben

   


 

işde ben

uyumam
.uyanmam
..uslanmam
...durmam
....yorulmam
.....deliririm
......ağlarım
.......ağlatırım
........gülerim
.........silerim
..........çok konuşurum
...........sustummu hiç konuşmam
............trip yaparım
.............trip yapanı sevmem
..............delirtirim
...............bütün gece uyumam
................yerli yersiz uyurum
.................çok severimmm
..................içerim
...................gezerim
....................üzerim
.....................üzülürsem yakarmmmm.
 
 
 
saygılarımla RaMBo_8

hayata bakışlar

 

Alıntı

Hayata Dair

Image hosted by Photobucket.com

 

 

Image hosted by Photobucket.com

  
 
Kimseye değil küskünlüğüm Sadece şiir yazmak istedi canım
Kimseye kırgın değilim kendimden başka
Hem nasıl kızar ki insan
Yemyeşil bir bahar gününe
 
Bir kar tanesine yada
Nasıl susturur kuş cıvıltısını Nasıl kurutur İçindeki çocuksu sevinci...
 
Hepsi bu kadardır Gerisi laf kalabalığı
Gerisi anlamsız bir hayat hikayesi
Herkes aynı gözlerle bakar.
Farklı olsa da söylenenler Hep aynı sözler işitilir
 
 Güneşin sarısına sıkışıp kalır
Yedi ayrı rengi evrenin
Yalancı bir mavinin gövdesine sıkışıp kalır
 Cümle mahlukatı sonsuz denizlerin
Nefes almak Yemek, içmek kadar Sıradanlaştırılmıştır artık her şey
 
Hiçbir şarkı Hiçbir şiir
Ağlatamaz nasır tutmuş yüreklerimizi
Ağlayan bir çocuk gördüğümüzde
Başka yöne çevirmeye başlarız yorgun başımızı
İlk satırını heyecanla okuduğumuz kitap yarım kalır
Umursamazlık cüzzam illeti gibi Yavaş yavaş dökerken ruhumuzun etlerini
 
Aşk ve inanç Titreye titreye can verir kapımızda
 Ölüm bile yitirir hüznünü artık
Ve hayat bize kendimizden başka kızacak Hiç kimseyi bırakmaz sonunda
 
Herkes kendi düş krallığının Acımasız diktatörüdür artık
Ve günden güne yükselir Saklandıkları kalelerin duvarları.
Ve ilk dalgada yıkılınca Kumdan yapılmış kaleleri
 
 Kendi gerçeğiyle yüzleşir insan
Yani hayat bize küsecek kimse bırakmaz Kendimizden başka...
                Image hosted by Photobucket.com
 

Image hosted by Photobucket.comImage hosted by Photobucket.com

PAPATYA VE KELEBEK
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl  gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen  beslenmeye  başlamış.
 
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
 
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
 
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.  
                                                                          
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış.  
                              
Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.  
                           
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
 
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim."papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.". Ve konuşmaya başlamışlar. 
                                                  
Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatyada ona kendinden bahsetmiş.
 
Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. 
                       
Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.  
                                                        
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.  
                  
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü.
 
Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. 
                                    
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.                                                                                                                            
 Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler. Böylece saatler saatleri kovalamış.
 
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca,
 papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.                                                  
Papatya buna bir anlam vermemiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?".                                        "Hayır" demiş  kelebek..                                                                                                                                                                                                  
Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
 
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark
ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak.                                                        
Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
 
İçinden "Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi

söyleyebilseydim." diye geçirmiş. 
 

 Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden "seviyormuş" diye geçirmiş.
 

 İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye..     

Image hosted by Photobucket.com


Image hosted by Photobucket.com

  

                 HAYATA BAKIŞIN GÜZEL BİR ANLATIMI                                     
 bu yazıyı okumanız sadece 30 saniyenizi alacak, ve sonunda hayata ve ilişkilere bakış açınız değişecek. Ileri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, cigerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanin yatagi odadaki tek pencerenin tam yanindaydi. Diger hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı. Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatirlardi birbirlerine. Pencerenin yanindaki hasta, her öğleden sonra oturmasina izin verdikleri saati diger hastaya pencereden gorebildiklerini anlatarak geciriyordu. diger hasta hep bir sonraki gunu iple cekmeye basladi, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. Pencere, icinde cok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yuzerken cocuklar model bot'larini suda yuzduruyorlardi. Genc asiklar, gokkusaginin tum renklerindeki ciceklerin arasinda kol kola dolasiyorlardi. Ulu agaclar etrafi susluyor, uzaktan sehrin silueti gorunebiliyordu. Pencere kenarindaki adam bunlari muhtesem bir detayla anlatirken, odanin diger ucunda yatan adam gozlerini kapar ve bu muhtesem manzarayi hayalinde canlandirirdi. Sicak bir ogleden sonra, pencerenin yanindaki adam gecmekte olan bir senlik alayini tarif etti. Diger adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandirabiliyordu, pencere kenarindaki adamin tasviriyle. Gunler ve haftalar gecti. Bir sabah banyo yaptirmak icin su getiren gunduzcu hemsire pencere kenarinda yatan hastanin cansiz bedeniniyle karsilasti: uykusunda, huzur icinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane gorevlilerini cesedi disari tasimalari icin çagirdi. Uygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez, diger hasta pencerenin kenarindaki yataga tasinmasinin mumkun olup olamayacagini sordu. Hemsire memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanin rahat oldugundan emin olduktan sonra onu yalniz birakti. Yavasca, duydugu aciya aldirmadan, bir dirseğine yaslanarak disaridaki dunyaya bakmak uzere yatagindan dogruldu adam. Sonunda, disariyi kendi gozleriyle gorme zevkini yasayabilecekti. Pencereden disari bakabilmek icin yavasca donmeye zorladi kendisini. Pencere, boş bir duvara bakiyordu. Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin disinda gorunen harika seylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabilecegini sordu. Hemsirenin cevabı, ölen adamin kör oldugu ve pencerenin onundeki duvarı görmediğiydi. "Sanirim seni cesaretlendirmek istedi" dedi. Epilog: Diger insanlari mutlu etmek cok buyuk mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylasilan dertler yarisi kadar üzüntü verir, paylaşılan multuluklar ise iki katı artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın 

Image hosted by Photobucket.com 

      AŞK VE EVLİLİK         
 Ask ve Evlilik Evliligi "is gibi" bir basari yolu ve bir sosyal statü olarak görmeyen duygusal insanlar "mantikla" degil, asik olarak evlenmek ister. "Deli divane" asik olan pek çok kisi ise, tarihsel bir yanilgiyla "hemen onunla evlenmek" niyetindedir. Sanki askla evlilik arasinda baslangiçta kesin bir "isbirligi", degismez bir "özdeslik" ve vazgeçilmez bir "ideal ortakligi" var gibidir. Ve bu yüzden de dünya üzerindeki bütün ask filmlerinin "mutlu sonu" gelinlikli dügün dernek sahneleridir. Oysa ask ve evlilik ne yazik ki birbirine tamamen zit duygularla "hayatini sürdürür". Aski yasatan "imkansizliklardir", evliligi yasatan ise yere ve çaga göre degisen ölçülerde "imkanlar". Birbirine taban tabana zit olan bu iki ters olgunun "bir arada" yasamasi mümkün mü? Bu yüzden nikahtan sonra mutfak ve yatak odasi arasinda sıkışan ask biterek, ortak üretiminiz olan çocuklarla beraber derin bir "insani sevgiye" dönüsürse, evlilik devam eder. Lakin eger ask çilgin bir tutkuyla, merakla ve "siddetle" yasanmaya devam ediyorsa, evlilik genellikle adliye koridorlarinda son bulur. Esasen eger "olumlu" bir ask yasiyorsaniz, dogrusu evlenmenin "o kadar" sakincasi yok. Yani, "ben bunun nesine asigim yarabbi?" diye kendinize kizmadan, o insani onaylayarak, benimseyerek ve saygi duyarak "sakin" bir ask yasiyorsaniz; ask ve evlilik bir sekilde "geçinebilir". Ancak, sevgilinin hiç begenmediginiz yanlari olmasina ragmen "sadece asik oldugunuz" için evlendiginiz zaman, kisa sürede hayatinizin hatasiyla "basbasa" kalirsiniz.. Çünkü ask "yasadisidir". Evliligin küflü yasalarla belirlenmis, cansikici adetlerle kaliplanmis naftalinli geleneklerle sekillenmis ve oynak maddi kosullarla sinirlanmis kati kurallarina, ne yazik ki ask asla "dayanamaz". Bu yüzden de "yalnizca" ask için evlendiginizde, askla evlilik arasinda "kanli biçakli" bir kavga baslar. Zira aski canli tutan, besleyen ve yürüten duygular, gayet yakici, sarsici ve huzursuzdur: Karsi tarafin duygularina duydugunuz sonsuz merak... Askin "sonuna" ait bitmez tükenmez bir kaygi... Onu görmediginiz zamanlarda içine düstügünüz derin kusku... Onun baktigi her yanda, gittigi her yerde içinizi yakan sinsi bir kiskançlik... Asla "ölmeyen" ve her geçen gün daha bir canlanan kaybetme korkusu... Bir kavgadan sonra "bitti mi, barisacak miyiz?" düsüncesinin aglatan acisi... Bu duygularin hangileri, ne kadar evlilikte "barinabilir"? "Gergin" askin tersine, evlilik huzurla "gevsemek" ister. Evlilerin kaygi degil "gerçek anlamda" güven duymaya ihtiyaci vardir... Kuskularla çirpinmaya degil inanmaya, meraktan çildirmaya degil

 


  

Image hosted by Photobucket.com

                                                                İyi  ve    Kötü         
 Leonardo da Vinci 'Son Akşam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı...Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı... Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam, sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu... Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: 'Ben bu resmi daha önce gördüm... ' 'Ne zaman?' diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. 'Üç yıl önce' dedi adam.. 'Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...' İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...
 
( Yazar : Paulo Coelho )                                    

Image hosted by Photobucket.com

 Yalnızlık yorucudur, yalnızlık ağır. Yalnızlık insanı kendine bırakır.
 Bir insanın kendisiyle yaşamasını öğrenmek çoğu zaman bir yabancıyla   yaşamasını öğrenmesinden daha zordur. 
 
  Yalnız insan, kendi kalabalıklarla iyi geçinmesini öğrenir.
  Evin kapısını hep anahtarla açmaktır yalnızlık, kahveyi hep kendin yapmaktır.
 
Yalnızlık varlığında sıkıcı olan, yokluğunda üzücü olan ama aslında pek de sevilmeyen bir sevgilidir. Var olanların kurtulmak, yok olanların sahip olmak istedikleri belalı adamdır yalnızlık.
 
Yalnızlık adı üstünde yalındır, insanın en yalın en saf halidir. Yalnızlık tanıksız yaşamaktır her şeyi. Ardında hiçbir tanık bırakmadan geçip gitmektir hayatın içinden.
 
 Yalnızlığın en büyük tanığı sessizliktir ve çoğu zaman bozmak istemez yalnız insan sessizliği... Kapısı ağırdır yalnızlığın, bir kere kapandı mı tek başına açmak güçtür...
 
Bomboş bir tiyatrodur yalnızlık. Tek kişilik bir oyundur hayat ve perdeyi hep yalnız kapatırsın. .
  
                                                             Image hosted by Photobucket.com

            Image hosted by Photobucket.com
         Image hosted by Photobucket.com
İnsanın yaşamında önemli kararlar alması gereken zamanlar vardır. Çoğu kez bu kararları, korkularımız yüzünden hayata geçiremeyiz. Neden       korkarız? Korkarız çünkü kararlarımızın sorumluluğunu almak istemeyiz. Üstelik bu kararlar başkalarının değil, kendi kararlarımız olduğu halde.  Risklere girmek istemeyiz, değişikliklerden ürkeriz. Bildik, tanıdık ama mutsuz hayatımıza devam etmek bize daha kolay gelir.  
Image hosted by Photobucket.com
Yüreğimizdedeki cesareti, yine yüreğimize gömerek ömürlerimizi           geçiririz. Arayışlara çıkmayız. Bazılarımız iç sesinin çığlıklarını          ustalıkla sustururken, bazılarımız hiç duymazdan gelir. Cesaret             herzaman çok önemlidir, özgüvenle birlikte yaşar. Körü körüne bir          cesaret kişiye zarar verebilir ama gerektiği zamanlarda cesur olmayı      bilmek gerekir. Tutunduğumuz korkularımız bizi daima geriye götürür.   

Image hosted by Photobucket.com

 
        Image hosted by Photobucket.com
                         
             Image hosted by Photobucket.com
                     
                     EKSİK HAYATLAR
 
 
 
 Hiç aşık olamayanlar aşık olabilenlere göre bir çok şeyi eksik yaşarlar. Ama bence en dokunaklısı , hayatı algılama biçiminin değişebileceği gerçeğini fark etmeden yaşayıp gitmeleridir.
Öncelikler sıralamasının alt üst olabileceğini hiç bilememek bir eksikliktir.
Dehşetli bir korkuyu ve dehşetli bir korkusuzluğu yan yana hiç yaşamamış olmak da öyledir ama , ölümün bile korkutucu olmayabileceği gerçeğini farkına varamamak,
asıl o , epeyce yoksullaştırır hayatı... Aslında aşık olamayanların "eksik yaşama " listesi hayli zengindir ama benim en fazla ilgimi çeken, "bekleme"nin onların hayatında bütünüyle farklı bir anlam taşımasıdır. Hiç aşık olmamış biri, "beklemek" nedir bilmez çünkü !
Kaygı içinde beklemenin büyüsünü hiç tatmamıştır en küçük bir gecikmenin yaratabileceği iç fırtınaların gücünden habersizdir ve yaklaşmakta olan kederleri hissederek birgün ama büyülenmiş gibi kıpırdamadan beklememiştir hiç...     
Bütün ihtimalleri abartarak beklemenin yarattığı duygu karmaşasını da bilemez tabii...  
        Image hosted by Photobucket.com
En sözüne sadık, en dakik aşığı bile beklerken nasıl endişe duyabileceğini, bekleyişin arkasındaki sonsuz haz ihtimalini, korkuların, umut ve umutsuzlukların saklı olmasının ne demek olduğunu hiç anlayamaz, aşık olmayanlar, ama aşık olanlar bekler...
Ve beklerken oda beklemeyen insanları anlamaz hiç... Tıpkı beklemeyenleri onun gerginliğini anlamadıkları gibi aşık olan için beklemek onun gerçeğidir, bekleyişinin dışındaki herşey onun gerçeğiyle çelişir. Çevresi ile ilişkisi kesilir, sesler usulca uzaklaşmaya başlar, bekleyişi ile arasına girebilecek herşeyden kaçınır.
Bekleyişinin tadını çıkarabilmek için dış dünya ile bütün ilişkisini koparır. Peki hangisi daha çekici gelir size? Bekleme böyle kaygılı ve ağır yaşansa bile, ardından, bütün düğümleri çözebilecek tutkulu bir beden tarafından kurtarılma ihtimalimi daha çekici,
yoksa, hayatın bu cömert bağışını ret ederek aşksız ama kaygısız beklemesiz yaşamak mı ? Hiç aşık olmamak; hiç beklememek,hiç aşk acısı çekmemek demek.
Atilla İLHAN 'ın dediği gibi" İnsan sevdiğini bırakmaz ,sevmek bırakır insanı " bazen !

            Image hosted by Photobucket.com


Image hosted by Photobucket.com

 

 

                                        Sevgi,Başarı,Zenginlik

 

Birgün kadın evinden çıktı , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yaşlı adam gördü. Onlara: "Sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız. Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin." dedi. "Kocanız evde mi?", diye sordular. "Hayır", dedi,kadın. "Dışarda." "O zaman giremeyiz", dediler. Akşamleyin kocası eve geldiginde kadın olanları ona anlattı. Kocası:"Onlara eve geldigimi söyle ve onları eve davet et", dedi. Kadın dısarı çıktı ve yaşlı >adamları davet etti. "Biz bir eve hep beraber girmeyiz", dediler. > > Kadın: "Neden?" dedi. Yaşlı adamlardan biri cevap verdi:"Onun adı 'Zenginliktir", dedi, arkadaslarindan birini göstererek. Ve bir digerini göstererek "Onun da adi 'Başarı'dır, ve ben de 'Sevgiyim." Ve ekledi:"simdi eşinle konuş ve hangimizi evinize davet edeceginize karar verin", dedi. Kadin eve girdi ve olanları kocasana anlattı. Kocasi çok sevindi. "Ne kadar harika", dedi. "Zenginligi davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle doldursun", dedi. Kadın" Neden basarıyı davet etmiyoruz? dedi. O sırada onları dinlemekte olan kızları:"Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mı?", >diye sordu. > > "O zaman evimiz sevgiyle dolar." Adam:"Bence kızımızın tavsiyesine >uyalım", dedi. "Dışarı çık ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz >olsun", dedi. Kadın dışarı çıktı ve Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi >evlerine davet etti. Sevgi kalktı ve eve dogru yürümeye basladı. Diger iki >arkadaşı da kalktı ve onu takip ettiler. Kadın büyük bir şaşkınlıkla:"Ben >sadece Sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" , diye sordu. Yaşlı >adam cevap verdi:"Eger siz Zenginlik veya Başarıyı davet etmis olsaydınız,diger ikimiz kalacaktık, ama siz beni(Sevgiyi) davet ettiginiz için, Ben >nereye gidersem, Başarı ve Zenginlik de benimle gelir." Her nerede sevgi >varsa, başarı ve zenginlik de vardır. Bu hikayeyi sevdiginiz herkesle paylasarak, siz de Sevgiyi davet edin.

 

 

Image hosted by Photobucket.com

 


                                                      

Image hosting by Photobucket

 

  Sevmeyi Biliyormuyuz? 

“ İnsanların çoğu, kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.” W. Shakespeare Bir ninniyi kıskandıracak kadar güzel sesiyle çakıl taşları arasından sızıp gelen su, çimenler, dağ çiçekleri, ceylanlar, kuşlar, denizler, yeni doğmuş süt kokan bebekler, güller, toprak, rüzgarda nazlı nazlı devinen yapraklar, ağaçlar, kısacası her şey. Ne yana baksam her şey bana insanları anlatır. İnsanların inceliğini, duyarlılığını, insancıllığını, sevecenliğini ululuğunu, yaratıcılığını, sanatçılığını. Dünyada bunca yıkım, kıyım,zulüm,ihanet ve kötülükler olmasına rağmen; yine de insanlar hakkında kötü düşünemiyorum. İnsanları öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, zarif, sevimli düşünüyorum ki; onları güneş gibi sıcak, toprak kadar vefalı, su kadar temiz, çimenler gibi zarif, ceylanlar kadar güzel, kuşlar gibi özgür ve verimli bir toprak kadar üretken ve olgun düşlüyorum. Ya güller? Gülleri anlatacak kelime bulamıyorum. O üstün gururlu, minnet nedir bilmeyen; kendinden, güzelliğinden emin güller..... Güller bana daima genç kızları hatırlatır. İnce, hassas, kızararak bakan, soluveren, hemencecik küsen, kırılan; tatlı bir söze, bir gülümseyişe hemen yüreğini açıveren halleriyle, genç kızları hatırlatır... Güller ki; her yaprağı binbir anlam, binbir renk, ahenk dolu. İnsanlar silahlar üretseler, savaşsalar , cinayetler işleseler, haksız yere bazılarına iftiralar atsalar, açlık ve sefaletin kol gezmesine seyirci kalsalar , intikam peşinde koşsalar ; ırkçılık politikası, kan davası gütseler de, dini bağnazlıklar gibi ilkel davranışlar göstererek beni zaman zaman hayal kırıklığına uğratsalar da; her şeye rağmen insanları güzel düşlemekten kendimi alamam. Çünkü insanları yeryüzünün en değerli varlığı olarak görürüm. Vicdan, adalet, merhamet ve sevgi gibi değerli unsurların yalnızca insanda var olduğunu ve bu unsurların, insanı insan eden ögelerin en başında geldiğini unutmadan yaşıyorum. İnsanı insan eden bir diğer öğe ise bilinç ve düşüncedir. Duyguysa, olaylar karşısında ve yaşamda insanların hissettikleri şeylerdir. Örneğin, acı veya sevinçtir.Korku, heyecan, endişe, acımadır. İyilik, dostluk, güzellik, adaletli ve vicdanlı olmak gibi değerler,salt insana özgü bir olgudur. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Aydınlık ve karanlık nasıl biribirinin zıddıysa, iyilik ve kötülük ya da güzellik ve çirkinlik de biribirinin zıddıdır. Ama evrende her şey iç içedir ve beraber yaşar. Karanlık nasıl ki kötülüğü, çirkinliği, körlüğü, cehaleti, zulmü, haksızlığı, adeletsizliği, vicdansızlığı, sevgisizliği, hoşgörüsüzlüğü temsil ediyorsa; aydınlık da iyiliği, güzelliği, bilgiyi,doğruyu, dostluğu, merhameti, dürüstlüğü, adaleti ve vicdanı temsil eder. Unutmayalım ki, tabiatı güneş aydınlatır, insanı da bilgi. Bilgi, eğer iyinin ve vicdanın hizmetinde ise, bilginin hakça paylaşılması, adaletin hayata geçirilmesi mümkün olur. Aksi takdirde haksızlık, vicdansızlık, zulümler ortaya çıkar. Yirmibirinci yüzyılda, bilgi çağında yaşıyorken; insanın inancına, diline, kültürüne, bilincine, düşüncelerine, görüşüne ket vurarak, baskı uygulayarak, hakaret ederek bir yere varmaya çalışan sırtlanları anlamakta ve anlatmakta güçlük çekiyorum. Tertemiz bir suyu bulandırmak ne kadar kolaysa, bir insanı dininden, inancından, renginden, dilinden, tipinden, ırkından, dünya görüşünden dolayı hor görmek, aşağılamak, iftira atmak da o kadar kolaydır. Zor olan; insanı, insan olduğu için sevebilmekte, onun bize benzemeyen yanlarını hoş görebilmektedir.İnsan gibi sosyal bir varlığa da zor olan yakışır. Öyleyse Önemli olan insana saygı duyabilmek, insanca yaşamayı ve yaşarken de paylaşmayı öğrenebilmektir. Dünyada her insanın, her milletin yaşam hakkına saygı duymayı, insanları anlamayı ve en önemlisi de hoşgörüyle bakmayı öğrenmek, onların hakkını da kendi hakkıymış gibi savunmak, insan olmanın gereğidir. İnsanları diğer canlılardan ayıran özellikler de bunlar olsa gerek…Bu gereği yerine getirmek, son derece hassas ama bir o kadar da basittir. İlk bakışta zor görünse de. Ama ne yazık ki sırtlanlar, gün aydınlığını sevmezler. Güzellikler onların meselesi değildir. Onların gülistanı çirkinliklerdir. Nefrettir, kindir, düşmanlıklardır. Onların hiç kimseye merhameti, sevgisi, saygısı olamaz; hatta kendilerine bile. Yürekleri, beyinleri, kan, kin ve nefretle doludur. Erdemleri, namus anlayışları, o insanların bacakları arasındadır. Buna bağlı olarak beyinleri ve yürekleri de namus anlayışları kadar kirlidir. Bence bu dünyada ihtiyacını duyduğumuz ve muhtaç olduğumuz en önemli şey sevgi, dostluk ve hoşgörüdür. Küçücük bir tebesüm ve tatlı dil, karşımızdakine verebileceğimiz en güzel hediyedir. İnsanlar sevmeli, şartlar ne olursa olsun sevmesini bilmeli. Hayata hoşgörü ile bakılınca, olaylar yumuşuyor. Bunu hepimiz biliyoruz mutlaka, ama yine de hoşgörüyü söylemeliyiz biribirimize, hatırlatmalıyız. Çünkü yaşamın tadı ayrıntılarda gizlidir, yaşamak sevmektir, hissetmektir, anlamaktır. ” Bir kızılderili dede ile torunu evlerinin önünde oturmuş, biraz ötede boğuşan biri siyah diğeri beyaz iki köpeği seyrediyorlarmış. Torunu sormuş: “ Neden iki tane köpek besliyorsun? Dede yanıtlamış: “ Onlar benim için iki simgedir evlat. İyilik ve kötülüğün simgesi... İyilik ve kötülük de içimizde böyle sürekli mücadele eder durur.” Torun sorar: “ Peki, sence hangisi kazanır mücadeleyi?” Bilge reis derin derin gülümser ve der ki: “ Hangisi mi evlat?...... Ben hangisini daha iyi beslersem o kazanır...” Sevgi, insanlara bağışladığımız bir duygu, bir armağan. Bu yüzden bazen tek taraflı da olabiliyor ve bu yüzden bunu hiç tanımadığımız insanlara da bahşedebiliyoruz. Severek yaşamak güzeldir, severek yaşamanın güzelliğini ve önemini farkedenler de güzeldir… Dünyada bir şey olabilmenin ötesinde çok daha önemli bir şey var aslında; o da insan olabilmek. İnsan olabilmenin ilk koşulu ise; yüreğinde sevgi taşıyabilmektir. Yoksa kim olduğumuzun, nereden geldiğimizin, hangi ülkenin pasaportunda adımızın yazılı olduğunun ne önemi var! Bu dünyada, sadece insan değil miyiz? Bu dünyada senin, benim yaşama hakkımız olduğu kadar, herkesin yaşama hakkı var. İnsan dediğin odur ki; nerede ve kime yapılırsa yapılsın, birine yapılan zülmü, haksızlığı, vicdansızlığı, her zaman yüreğinde hissedebilsin, bunu kendisine yapılmış gibi görebilsin.. Yeryüzünde ki bütün insanlar insanlık bahçesinin çiçekleri değil midir? Öyleyse hiç bir devletin, ırkın, insanın, inancın yada gücün bu çiçekleri ezmesine, soldurmasına fırsat verilmemeli, müsamaha gösterilmemelidir. Bütün halkların, toplum yada bireylerin kutsal olan yaşama hakkı korunmalıdır; Hatta kültürlerinin gelişmesine katkı sunulmalıdır. Bu dünya hepimizin. Bu dünyada herkese, bütün halklara ve kültürlere yetecek kadar yer var. Yeterki cehalet, siddet, baskı ve inkar yerine, hosgörü sevgi saygı hakim olsun... Öyleyse Türk - Kürt, Alman – Rus yada Müslüman - Hıristiyan olmanın ne önemi var, söyler misiniz? Aslolan- hepimize bir hayatın bahşedilmiş yada armağan edilmiş olması değilmidir? “Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanlari birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle... Yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!” diyor Dale Carnegie... Herman Hesse de diyor ki:” Ben vatanseverim ama, önce insanım. Her ikisinin bir arada yürümediği yerde daima insana hak veririm.” O halde, neden başkalarının bizden farklı yanlarını değil de, biraz da bizimle ortak yanlarını bulup ortaya çıkarmaya çalışmıyoruz? Sonradan yaratılan ve dayatılan dil, mezhep, ırk, tarikat, kültür, bölgecilik, şeyhlik, aşiretcilik gibi kavramlar yüzünden çıkan savaşlara, katliamlara, haksızlıklara karşı durmuyoruz? İnsanlığın ortak değerleri olan hoşgörü, sevgi, saygı, barış, özgürlük, bireysel hak, adalet gibi evrensel değerlere inanmakta, kim ne zarar görebilir? İnsani duygulardan yoksun ve insanlıktan nasibini alamamış sırtlanlardan başka, kim bu ortak değerlere karşı çıkabilir? Yılgınlıkların, yorgunlukların damarlarımızda dolaşıyor olması bizi bıktırmamalı, yıldırmamalı; bizi insani değerlerden uzaklaştırmamalı. Bedenimizde, sevgiye açık bir yüreğimiz olduğunu unutturmamalı. Çünkü bize, herşeyden önce yüreğimiz gerekli. Sevgiyi görmek ve duvarını örmek, sevgiyi çevremize sunmak için, önce yüreğimiz gerekli bize. Bozgunlardan ve sevgiyi kirleten yozluklardan yılmamak için, korkmamak için bize sadece yüreğimiz gerekli. Düşüncelerimiz, yargılarımız, önyargılarımız; o yakıcı ve yıkıcı yıldırımların beynimize ulaşmaması için ne kadar barajlar, dalgakıranlar, duvarlar inşa etse de, ne kadar tarihsel, kültürel ideolojik gündelik paratonerimiz olsa da, bir yerden sonra, en azından şöyle kendi yüreğimizle başbaşa kaldığımızda , eminim bu gerçeği anlarız.Bir kez olsun, biz de yürekten o soruları sorarsak kendimize, mutlaka anlarız sevgini gücünü. Ya da en azından sormak durumunda kaldığımızı varsayarsak, anlarız... Yaşama dair bir kaç söz de Goethe’den: ”Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır… Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur… Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur… Etrafınıza bakmaya zaman ayırın ,günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır… Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur” Ve diyorum ki: Anlatacak bir şeylerin varsa yarınlara Okunmamış bir kitap Söylenmemis bir söz Yapılmamış bir resim gibi Sevgi üstüne, barış üstüne, kardeşlik üstüne Durma o zaman . Bir gül yaprağının ürpertisini duyabiliyorsan yüreğinde Yaşamın güzelliğini, sevmenin inceliğini kavrayabiliyorsan Ve varabiliyorsan dostluklarin yüceliğine Korkma hiç bir yıkımdan, yüreğini ortaya koy Çünkü sen insansın Yeni bir şeyler bul , yeni şeyler Yeni güzellikler, yeni sözler, yeni sesler Yazılmamış bir şiir Takılmamış bir ad Yakılmamış bir türkü Yaşanmamış bir sevda gibi

Part 1. © Indi Jones' Creative Space Project

 

 

http://beyleribeyi.spaces.live.com

 

                

                                                                    

 

 

                                                      Photobucket

                                                                                       

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 

 

 

                                                              Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

                                                        

                                                                                                                                     Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

 

      

رسالة

 

 

رسالة
أن كان يعيش, ك هو اليوم متأخّر…
أن كان يعمل, كواحدة لإله…
أن كان يحبّ كلّ, ك هو حالة حبّ…
أن يصبح مجّانا بنفسي, [أس يف] كان نحن في النهاية من كلّ ألم.
أن ينظر في كلّ شيء [أس يف] كان عمل الفن.
أن يمشي, [أس يف] كان نحن في سحائب.
أن يعانق إلى كلّ, بما أنّ هم كانوا أطفالنا.
أن يكفّر, [أس يف] أبدا ضأيقت نحن تلقّى يكون.
أن يفصل, [أس يف] لم يتلقّى نحن أيادي.
أن يتعاون, [أس يف] لم يتلقّى هو معركة.
أن يبتسم, [أس يف] كان كلّ شيء خدمة.
أن كان يعيد, ك هو الإمكانية متأخّر.
في أيّ عمل, المهمّة واحدة أن يجعل هو مع قاعة الدرس, بما أنّ هو كان [فور ث فيرست تيم], منصفة من أنّ الوقت لا عائد وأنّ كلّ شيء دائما.

- [لويس] [أنتونيو] [غسبرتّو]

TIKLA

 

 

TIKLA
 KAYIT NOKTASI TIKLA
 YERLİ SPACES TOPLİST HEMEN RADYO DİNLE
    YERLİ SPACES TOPLİST TIKLA TELEVİZYON İZLE     
GOOGLE  |  RADYO  |  TV  |  OYUN  |  FAL  | MESAJ  |  MP 3  |  ŞİİR  |  E KART  |  UYDU  |  TOPLİST |  FORUM  |  HABERLER  |  İDDAA  |  ŞANS OYUNLARI

                    SPACESTEKİ YENİ EKLENTİLER http://maydanoscafe.spaces.live.com

hos geldiniz

 

 


 

                                  

  
           

dalgalan sende sanlı bayragım

 

 


 

dalgalan şanlı bayrağım bu damardaki kan sana damlıyor
 

bazı karikatürler

ori=karikatur>&katagori=karikatur>gori=karikatur> gori=karikatur> m=12559&katagori=karikatur> =13496&katagori=karikatur> sim=13497&katagori=karikatur> simler.asp?r=5&resim=13349&katagori=ilginc>

Dog

Loading...

Aquarium

Loading...

dame

Loading...
 

biraz da video dinleyelim

 

Custom HTML

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Yerli Spaceswrote:

 

Sevdiklerinizle huzur içinde güzel günler gecirmenizi dilerim...

Maydanos.com              Maydanos Cafe             Clown Sad

Nov. 23
Hello
Je passe te souhaiter une bonne journée , car le WE
arrive vite lol . Pour moi tout va bien , j'espére qu'il
en est de même pour toi . Clique sur : Kdo
Gros bisous
Jack
                                               img210/4558/gif0140om6.gif
Apr. 18
Mar. 21
Ciaoooooo buon fine settimana e Ottimo 8 Marzo

Festa della Donna cuore mimosa

Donna per 365 giorni

Festa della Donna Blog

Festa della Donna rifl onda

Mar. 7
Hello  
 
Petit bonjour en passant chez toi
Amicalement
Jack   
                                          img176/6739/209ct2.gif
Mar. 4
Felice settimanaaaaaaa

Canta che ti passa

Notte dolce

Riflesse4

Mar. 4
Buona Domenica ciaoooooooo

Buona Domenica

Mar. 1
Grazie per l'invito, ho accettato ben volenieri, e devo dire che il tuo blog, è davvero bello, i miei complimenti, ti lascio il buon fine settimana e la cordiale buonanotte ciao

Rosa Rugiada

Charme 5

Buonanotte

Mar. 1
Marilouwrote:
Hello
To you a nice day.
Bye
Marilou
Image Hosted by ImageShack.us
Feb. 18
Hi, hope you have a great weekend

angel

Luv kitty...x

Feb. 9